RESIM PAYLASIMI
Mini blog hikaye ''Dörtlü Kaos Mimarları''nı okudunuz mu? Yakın tarihin esrarengiz cinayetlerinin ardındakiler ve inanılmaz zihin kontrol teknikleri.. Hepsi ve daha fazlası gerilim ve gizem dolu mini blog hikaye ''Dörtlü Kaos Mimarları''nda..

13 Mayıs 2021 Perşembe

Trol Savaşlarının Düşündürdükleri

Bugün Ali Babacan'ın bir videosuna denk geldim. Yine "Z kuşağını yakalamak" temalı, bilindik konuşmalarından birisiydi. Konuşmada "sosyal medyadaki troll orduları" deyince düşündüm. Kimdi bu troller? Gerçekten var mıydılar? Var iseler görevleri nelerdi? Bu görevleri onlara kimler vermişti? Ne karşılığında vermişti?

Gelin bu sorulara yanıt bulmaya çalışalım!


Öncelikli olarak "troll" tabirinin tanımını yapmalıyız. Sosyal medya devrimine kadar troller, iskandinav mitolojisine ait efsanevi insanımsı yaratıklar olarak tanımlanıyordu. İnsan başta olmak üzere, canlılarla beslenen devler, akılsız, hantal yaratıklardı.

Zamanla bu; sosyal medyada ortalığı karıştırmak, insanları kışkırtmak ve rahatsızlık vermek için olumsuz yorumlar yapan kişiler için kullanılan bir tabire dönüştü.


Sosyal medya iki tarafı keskin bir bıçak gibidir. Bir tarafı "beğenilme", diğeri "kıskançlık" gibi ilkel güdülerinizi besler. Parası olan bunu göstermek için bunu sosyal medyada kullanır, olmayan bunu kıskandığı için hakaret eder. Derdi olan derdini anlatmak için yazar ama karşısında çok sert bir karşıt görüş bulur. Hiç bir kaygısı olmayan apolitik ergen komik şakalar yaparken, politize olmuş katı seçmen "azcık ciddiyet!" diye haykırır. Siyah takım kazandığında sevinç çığlıkları atarken, beyaz takım bu kazanımın haksız olduğunda ısrar eder. Güzel yemek yapan tarif verirken, tarif alanın illa ki beğenmediği noktalar yorumları süsler.

Dikkat ettiniz mi? Sosyal medya verilerini yayınlarken "paylaşmak" olarak tanımlıyoruz ama insani, vicdani ve ahlakî anlamda paylaşmak söz konusu değil. Tez ile antitezlerin çarpışmasından başka bir şey görmüyoruz aslında sosyal medya denen platformlarda. Mutluluk paylaştıkça büyümüyor, hasetliğe evriliyor. Üzüntü paylaştıkça eksilmiyor, öfkeye dönüşüyor. Yani sosyal medyada paylaşım dediğimiz, aslında bir boks çuvalından başka bir şey değil. 

Bu çuvala vuranlar ise iki kısım olarak kabul ediliyor: Birincisi psikolojisini rahatlatanlar, ikincisi talimatla yumruk atan troller..

Biz ikinci kesimle ilgiliyiz biraz. Sorguladığımız şey, sosyal medya trollüğünün "gerçekten" var olup olmadığı bu sefer. Yani bir grup insan, bir merkezden talimat alıp, ücretli veya ücretsiz çuvala vurmak için vakit mi gözlüyor? Yoksa bu kendiliğinden gelişen içgüdüsel bir toplum hareketi mi?

Ali Babacan, Meral Akşener, Ahmet Davutoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu gibi muhalifler; hükümet partisinin, sırf kendilerini trollesin diye bir grup genci fonladığını açık açık dillendiriyor. Bir grup yandaş, muhalifler sosyal medyada boy gösterdiğinde altına yorumlar yapmak için maaş alıyorlarsa, bu dünyanın en kolay ve aslında en gereksiz işi olurdu. Bu konuya daha sonra geleceğiz ama trollerin asli görevlerinden bahsedelim biraz.

Trol dediğimiz grubun ortak özellikleri şunlar:
- İsimsiz, kimliği belirsiz, takma isim kullanıyorlar
- Olumsuz, hakaretvari, taraftarları kışkırtıcı ifadeler kullanıyorlar
- Daha önce cevabı defalarca verilmiş olsa da, aynı soruları tekrar tekrar soruyorlar

Rahmetli Kadir Mısıroğlu; "ezanı türkçeleştirmek, kılık kıyafet, harf devrimi, istiklâl mahkemeleri" gibi bazı tarihi olayları kendince anlatırken, "ağacı kesen balta ama sapı benden" diyerek duyduğu acıyı "keşke yunan kazansaydı" diyerek anlatmaya çalışmıştı. Ne oldu dersiniz? Kadir Mısıroğlu gibi devletçi bir adamı "Yunan aşığı" diye lekelemeye çalıştılar. Rahmetlinin verdiği detaylı cevaplar, bugün hala video sitelerinde mevcut ama trollüğün doğasında verilmiş cevaplara bakmak yok. Hakaret ve soru sormak var.

Yıllar önceydi.. Şehit haberleri gelmişti. Muhalefet her zamanki gibi terör örgütünü değil, iktidarı yıpratma gayretindeydi. Zamanın başbakanı şehit haberlerinden duyduğu üzüntüyü ifade ettikten sonra şehitlik makamının yüceliğinden bahsetti. Allah'ın ayetlerini, hz.peygamberin müjdelerini hatırlattı ve "askerlik yan gelip yatma yeri değildir" deyip ocağın kıymetinden dem vurdu. Ne oldu dersiniz? Bugün hâlen büyük bir kesim, bir trol başarısı olarak başbakanın o gün "askerlik yan gelip yatma YERİDİR!" dediğini zannediyor.

Yine Erdoğan, bir koluna komadan çıkmış İbrahim Tatlıses'i diğer yanına Kürdistan hayaline rağmen terör örgütünün ölüm listesindeki Şivan Perwer'i almış "megri megri" türküsünü okuyorlardı. Bugün tarihi bir trol başarısı olarak, türküyü okuyanların ismi yan yana zikrediliyor ama "o gün orada neden toplanıldı?" sorusuna cevap bulunamıyor. Çünkü troller, o kadar çok sordular ki bunu, devletin al-i menfaatlerini kendi siyasi geleceğinden üstün tutan Erdoğan'ın, yılda milyarlarca dolar kâr bırakacak olan Irak petrollerinin parasını Halkbank'ta tutma çabasını kimse öğrenemedi. Zaten 17-25 Aralık'ı da patlatıp, milyarlarca doları Amerikan FED'e geçirme operasyonlarını da tamamlamış oldular.

Madem terör örgütü dedik, şu "Habur Rezaleti"ne de girmeyelim mi? Trollerin ağzından düşürmediği 3 şeyden biridir çünkü "Habur Rezaleti" tamlaması. Bi düşünün bakalım, aklınıza ne gelecek? Eğer devletin terör örgütü mensuplarını davul zurnayla karşıladığı imajı geliyorsa, geçmiş olsun trollendiniz arkadaşlar. Şimdi dönün tekrar arşivlere bakın. Karşılayanlar arasında devlet görevlisi bulabilecek misiniz bakalım fotoğrafta.. Tarih bunu yazdı. Zamanın terör örgütünün siyasi uzantısı, teslim olma şartı olarak karşılamayı öne sürdü. Davullar zurnalar örgütün siyasi kanadından çalınırken, onlara otobüs gönderenler ise bugünün "habur rezaleti" diyen muhalifleriydi. Devlet terörü bitirmek, dağdan inişleri arttırmak ve bir istihbari kaynak olarak kullanılacak itirafçılığı teşvik etmek için bu karşılamaya göz yumdu. Bir halay kaç mehmetçiğin canını kurtardı, kaç sivil katliamı önledi haberiniz dahi yoktur. Çünkü siz, trollerin "Habur Rezaleti" tamlaması ile damgalandınız.

Terörü bitirmek demişken.. Gelelim mi çözüm sürecine? Devleti yönettiğinizi düşünün. 30-40 yıldır örgüt, bölge halkının desteği ile ekonominin can damarını kesmiş, huzuru yerle yeksan etmiş. Bölge halkı, kürt davası diye adlandırdığı, bir distopyaya inandırılmış. Gündüz fırıncılık yapan Ahmet emmi, gece dağa ekmek taşıyor, sabah yine dükkanını açıyordu. Çünkü inandırılmıştı. Devlet ne yaptı? Çözüm süreci adı altında bir dönem başlattı. "Derdiniz mi var? Gelin anlatın, çözüm bulalım" dedi bölge halkına. Halk anlattı, devlet düzeltti. Bugün kürtçe yayın yapan trt kanalının temelleri o gün atıldı. Halk, devlet otoritesinin korkulacak değil güvenilecek bir müessese olduğunu kabul etti. Terörü ihalar, sihalar değil, bölge halkı ile terör örgütünün bağlarını koparan "çözüm süreci" bitirdi. Ama hatırladığınız şey ne hatıralarınızda? Sınır karakollarının önünden, silahı ile gülüp geçen teröriste "vuralım" diyen askerine "hayır" emri veren komutanları hatırlıyorsunuz. O gülüşün, teröristin kendi sonu olduğunu bilmeyecek derinlikte bir düşünceydi çözüm süreci..

Görüyoruz ki troller; sadece güncel olayları çarpıtmıyor, aynı zamanda yakın tarihi de manipüle ederek, insanların hatıralarında imgeler bırakabiliyorlar.

Kimse Rıza Zerrab deyince, Amerika'nın İran ambargosunu delip, hem kendi memleketine hem de Türkiye'ye para kazandıran, emeryalistlerin hedefine oturttuğu bir işadamını hatırlamıyor. Kâğıt parçasından alındı fişi, bavul bavul paralar ve hediye edilen pahalı saatler akıllarda kalanlar. Ayakkabı kutuları, o kadar çok söylendi ki, kimsenin içindeki paraların nereden geldiğini, neden Halkbank müdüründe olduğunu sorgulayası bile yok.

Ne diyorlardı? "128 milyar dolar nerede?"

Ekonomistler cevap veriyor, tekrar soruyorlar.
Bakan cevap veriyor, tekrar soruyorlar.
Cumhurbaşkanı cevap veriyor, tekrar soruyorlar.
Kendi içlerinden birileri cevap veriyor, yine soruyorlar.

Sorunun basit ve tekrar edilebilir olmasından başka bir gereksinimleri yok. Cevaplar tatminsiz, açıklamalar yeteriz.. Çünkü amaçları ile sorduğu soru arasında bir bağıntı yok. Dedik ya, cevabı verilmiş dahi olsa soracak çünkü trol.


Takipçisi yüzbinleri bulan bir yandaş fenomen tanıyorum. Çocuk gerçekten yetenekli, hicvediyor, iyi mizah yapıyor. Evet, herhangi bir maaşı yok. Bir talimat, bir telkin ile de yapmıyor eleştirileri. Zaten çoğunun maaş aldığına inanmıyorum. Ancak belli avantajları kullanmıyor değiller. Çoğu "vatan millet bayrak" deyip fenomen olduktan sonra, bal tuttuğunun farkına varıp parmak yalamaya başlıyorlar. Hatta kendi elit tabakalarını kurup, bir zamanlar hicvettiği muhaliflerin yandaş versiyonunu oluşturuyorlar. Evet para almıyorlar.. Ama davetlere önden katılıyorlar. İş teklifleri önce onlara geliyor. Devletin önemli kademelerine bir telefonla ulaşabilecek kıvama geliyor ve en başta savundukları değerleri görmezden gelecek bir dönüşüm yaşayabiliyorlar. İşte bunu gören muhalefet, "bunlar trol ordusu, maaşlı troller" demesi bundan.

Uzattığımın farkındayım. Bunca şeyi yazıyorum çünkü Ali Babacan'ın açıklamasının altında şunu okudum.


Adı var,
Olumsuz, hakaretvari, kışkırtıcı değil,
Cevabı verilmiş bir soruyu da sormuyor..

Şimdi buna da trol diyebilir miyiz sayın Babacan?

koddostu facebook koddostu google+ koddostu twitter
Paylaş
Uyarı
Blogda yazılan herşey gerçeklere dayalı kurgu teorilerdir. Telif hakkı içermez. Dilediğiniz gibi kopyalayabilir, kaynak göstermeden kullanabilirsiniz.

@nushirevan