RESIM PAYLASIMI
Mini blog hikaye ''Dörtlü Kaos Mimarları''nı okudunuz mu? Yakın tarihin esrarengiz cinayetlerinin ardındakiler ve inanılmaz zihin kontrol teknikleri.. Hepsi ve daha fazlası gerilim ve gizem dolu mini blog hikaye ''Dörtlü Kaos Mimarları''nda..

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Papa, Hristiyanlık ve Ayasofya

‘’Saint Malachie’’ olarak bilinen irlandalı bir papaz, ömrünün neredeyse tamamını Nostradamus kehanetlerini araştırmakla geçirmişti. Araştırmalarına dayanarak, 1143 yılından itibaren, Vatikan ’ın ve katoliklerin ruhani lideri gelecekteki 111 papa için kehanet niteliğinde bir liste yapmıştı. Onun listesine göre 111.Papa, 16. Benedictus oldu. Kehanet, 111. Papa’dan sonra Petrus’un çağının başlayacağını ve Roma’nın yıkılışını öngörüyordu..

Bu yazımızda Papa 16. Benedictus ‘un istifa nedenlerine ve bazı güncel konulara değineceğiz. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Mesele o kadar derin ki altını kazıdığımız her an başka bir teori ile karşılaşabiliyoruz. Örneğin 16. Benedictus Ratzinger’in Roma’ya gelmeden önceki hayatına baktığımızda Nazi kalıntılarını, Vatikan macerasındaki selefi 2.Jan Pol’ün rolü ve Mehmet Ali Ağca suikastine kadar bir çok detay mevcut.. Bu yüzden isimler ve olaylar biraz kafa karıştırıcı olursa şimdiden özür dilerim. Şimdi detaylardan daha çok, Papa’nın istifa nedenine odaklanalım.

Sembolik anlamlara çok önem verdiği bilinen hristiyanlık aleminin ruhani lideri 16. Benedictus, ani bir kararla Papa’lık görevini devam ettiremeyeceğini açıkladı. 11 Şubat tarihinde bu istifa gerçekleşti ve katolik alemi bir süre lidersiz kaldı. 28 Şubat’ta görevden ayrılan Papa, istifa tarihi olarak neden 11 Şubat’ı seçilmişti? Bununla ilgili hiçbir açıklama gelmedi. Tek bildiğimiz, Papa’nın ‘’tanrının yeryüzündeki gölgesi’’ olabilmesi için çok yaşlandığı ve sağlık problemleriydi. (bu hiç inandırıcı gelmedi, sanki diğer Papalar 100 metre olimpiyat şampiyonlarıydı)

Dünya her ne kadar saatlerce Sistine Şapeli’ndeki duman tiyatrosunu beklemiş olsa da, 16. Benedictus’un istifa ettiği gün (11 Şubat) yeni Papa çoktan belirlenmişti: Jorge Mario Bergoglio (Arjantin)

Dünyanın güney yarım küreden gelen ilk papası, göreve geldiğinde adet olduğu üzere latince ‘’Franciscus’’ adını aldı. Dünyaya duyurulan sebep; adını hristiyan azizi ‘’Assisili Francesco’’ ya atıfla aldığı idi.

Dünya bu yalana inandı desek yeridir. Arjantinli bir kardinal neden italyan bir kasaba azizinin ismini almış olabilir ki? İşte bu sorunun cevabı, Papa 16.Benedictus’un da istifasının sebebidir.

Buraya dikkat: Bergoglio, Franciscus adını söylendiği gibi bir azizden değil, Cizvit Tarikatı’nın kurucusu sayılan ve asyada hristiyan misyonerliğini başlatan Franciscus Xaverius ‘tan almıştır. Xaverius, Bergoglio’ya kardinallik yolunu açan İspanya’da yaşamış bir rahipti. Cizvit olduğunu saklamayan Bergoglio ‘nun akademik kariyerinde de Xaverius’un etkin bir şekilde yer aldığını görüyoruz.

Peki ama bu neyi ifade ediyor? Aslında basit.. Hristiyan alemi, cizvit bir rahibi ruhani lider seçerek, vatikan siyasetinin ‘’katı islam karşıtlığı’’ndan, cizvitlerin yeniliğe açık, hoşgörülü siyasetine geçişini kabul etmiş oldu.

Cizvit’lere daha sonra geleceğiz ama daha once 16.Benedictus’un istifa tarihindeki gizeme odaklanalım:

11 Şubat ünlü bizans imparatoru Heraklius’un ölüm tarihidir. Heraklius’u tarih sahnesine kazıyan olayı ise İslam tarihindeki Yermük Muharebesi’dir. Bizans ve araplar arasındaki en büyük savaş olarak bilinen mücadelede, bizansın düzenli ordusundaki 240.000 askerine karşılık, Halid bin Velid ‘in başkomutan olarak savaştığı islam ordusunda, yaklaşık 46.000 kişi vardır. Bilindiği üzere savaş, müslümanların lehine sonuçlanmış ve arabistan birliği sağlanmıştır. Böylelikle hristiyanlık (paganizm) kutsal topraklar üzerindeki hakimiyetini de kaybetmiştir.

Papa 16.Benedictus, katı islam karşıtlığının ortadoğuda işe yaramaması sonucu, evanjelist bir eğilimle istifaya zorlanmıştır. Ratzinger’e göre, 16.Benedictus ‘un istifası, batının islam alemine yenilgisi, Büyük Ortadoğu Projesi’nde duraksama anlamına gelmektedir ve bu ancak, arabistanı sonsuza dek kaybeden Heraklius’un ölümü ile hatırlanabilir. Bu yüzden 11 Şubat tarihini seçerek hristiyan alemine sembolik bir mesaj verirken, papalığın kaderinin Heraklius gibi olacağına vurgu yapmıştır. Ratzinger’in, kendini imparator Heraklius ile özdeşleştirmesi ne ilk ne de son olacaktır. Zira Almanya’nın Regenburg kentinde yaptığı bir konuşmasında ‘’Hazreti Muhammed’in gayri insani ve şeytanca olanın dışında yeni bir şey getirmediği’’ şeklinde alıntı yaptığı Bizans imparatoru da Heraklius’un ta kendisidir.

İslam dünyası üzerindeki oyunlarda (veya islam ile mücadelede) 2009 yılında strateji değişikliğine gidilmişti. Bush gibi ‘’Haçlı Seferleri’’nden değil, Obama gibi, Mısır’da kendisini dinleyen İslam alemine ‘’selamun aleyküm’’ diyerek ‘’ılımlı islam’’dan bahseden bir amerikan başkanı seçilecekti.

Aziz Petrus’un 265.halefi Bergoglio, yani Franciscus ise derin Vatikan’ın, değişen ortadoğu siyasetine uyumlu bir Papa olmalıydı. Benedictus’un istifa mektubunda yer alan ‘’Vatikan, günümüz dünyasında yaşanan birçok değişikliğe maruz kalırken ve kaderin varlığına olan derin anlama ait sorularla sarsılmışken, Aziz Petrus’un düzenini sürdürmek zor” sözlerindeki ‘’değişiklik’’ vurgusuna uygun bir Papa, ancak yenilikçi, uyumlu, cizvitli bir kardinal olmalıydı.

Cizvit tarikatının özellikle seçilmesinin ardında, sadece yenilikçi, diyalogçu bir yaklaşıma sahip olması yatmıyor. Tarikatın, dünyaya yayılan ve aynı zamanda ‘’küresel güçlerin Türkiye üzerindeki son oyunu’’ dedikleri ‘’paralel yapı’’ ile de organik bir bağı var. Paralel Yapı’nın, Vatikan’ın ‘’diyalog ve hoşgörü’’ temalı ‘’Dominus Iesus*’’ bildirgesinde yer alan maddelere doğrudan katıldığını bir çok işinde şahit olduk. Ancak Cizvit Tarikatına eğildiğimizde, kuruluş nedeninden kullandığı yöntemlere kadar bir çok sistematik benzerlik göze çarpıyor. İşte bazıları:

-          Cizvitler, kilisenin reform hareketlerine karşı tehdit olduğu bir ortamda ortaya çıkmış ve onlara karşı kilisenin yanında bilimsel ve stratejik mücadele vermiş bir cemaattir. Paralel Hareket de, islami toplumun zor durumda olduğu zamanlarda, camiasininda gerek materyalist felsefeye, gerekse din dışı diğer cerayanlara karşı, dini değerleri korumak adına hareket etmiştir.

-          Eğitimin kitleler üzerindeki etkisinin farkında olarak çalışmalar sürdürülmektedir. Cizvit tarikatı, 18. yüzyılın başlarından itibaren bütün Avrupa'da, üniversiteler haricinde, 612 kolej ve  157 pansiyona sahiptir. Paralel Hareket de, tıpkı Cizvitlerin tarihte yaptığı gibi, yüzlerce okul, üniversite ve eğitim birimi açarak çeşitli ülkelerde nüfuzlarını  güçlendirmektedir.

-           Cizvitler, dini değerleri koruma adına "Manevi Değerler " ( Exertia Spritualite) isimli kitabı motivasyon kaynağı olarak görürken; Paralel Hareket, dini değerleri koruma adına Said Nursi'nin "Risale-i Nur" isimli eserini ilham kaynağı olarak görmekteydi.

-          Cizvit cemaatinde ciddi bir organik yapı olmakla beraber, gizlilik esasına dikkat etmek esastır. Bu gizliliğin Paralel Hareket’teki terminolojide karşılığı "Tedbir" dir. Risale-i Nur dilinde buna "Sırran Tenevverat" deniyor. Yani nur gibi veya güneşin ışığı gibi, fark ettirmeden, okşayarak, kalpleri ve gönülleri ısındırarak ve sevdirerek yayılma istidadı gösteren bir sevgi hizmeti olarak kendilerini tanımlarlar.

-          Cizvitler özellikle sade ve yalın yaşantılarıyla tanınırken, Paralel Hareket’in ileri gelenlerinde de dünyadan vazgeçmişlik ve adanma özellikleri görülür. Her iki camiada maddi açıdan kimi zengin iş adamları tarafından desteklenmesine rağmen, cemaatin aktif zümresinin lüks yaşama gibi hevesleri olmadığı algısı daima diri tutulur. Tıpkı birilerinin milyon dolarlık malikanelerde, tek odada, tek ceketle ibadet ediyor olduğu propagandası gibi..

Bu listeye teolojik açıdan yaklaşıldığında da benzerlikler görülebilir ama onu işin uzmanlarına bırakalım.

Bu kadar hristiyanlık verisini vermemin aslında bir nedeni daha var: Ayasofya

Ayasofya ortodoks hristiyanlığın en büyük sembolü. Bugün yunan internet sitelerinin çoğunda Ayasofya’nın minareleri silinmiş resimlerini görebilirsiniz. Ayasofya her zaman, her çağda bu sembol görevini görmüştür. Osmanlı döneminde cami iken bile, ortodoksların gözünde hep ortodoks kilisesi olarak kalmıştır.

16.Benedictus, 30 Kasım 2006 ‘da Ayasofya’yı ziyaret etmişti. Aynı gün, Fener Rum Patrikhane’sine gidip bir ayine katıldı. Ekümenik iddiasındaki bir patrik ile Vatikan’ın ruhani liderinin bu yakınlaşması, bir anlamda ortodoks-katolik bütünleşmesi, hristiyan birliği anlamına geliyordu. Bunun anlamı katoliklerin ortodoksları resmen tanımasıydı. Tarih boyunca ayrı düşen iki farklı din anlayışı, tarihte ilk defa olumlu sonuçlanan ‘’Kalkedon Konsili’’nde aynı amentüye imza atmışlardı. Benedictus’un Ayasofya ziyareti, Kalkedon kararlarını hortlatmak amacı taşıyordu. Ama başarılı olamadı.

Kalkedon’un şimdiki Kadıköy olduğunu ve Heraklius’un oğlu Konstantin’in burada vefat ettiğini söylersem, Papa Benedictus’un bütün teamülleri delip ortodoks bütünleşmesini neden hedeflediğini daha iyi tahlil edebilirsiniz. (Ayrıca bir dipnot olarak aklınızda bulunsun: Türkiye’de hristiyanlık kitapları basan en büyük yayıncı şirketler de, ‘’Kalkedon’’ adını kullanırlar)

Her hristiyanın kiliseye gittiğinde yeniden doğduğuna inandığı bir dinde, ‘’ana rahmi’’ ni sembolize eden Ayasofya, bu nedenle dünya hristiyanlığının Kabe’si konumundadır. Halen sadece ortodoksların değil, katoliklerin de yeniden doğuşunu ve hristiyan birliğini temsil eder. Bu nedenle ‘’ibadete açılması’’ tartışmaları güzel bir hayal gibi dursa da, bir anlamda Cizvit geleneği ile uyumlu Paralel Hareket’in ‘’ortodoks açılımı’’ anlamına da gelmektedir.

Umalım da Saint Malachie, kehanetini bu kez tuttursun ve bu çağ Roma’nın yıkılışının çağı olsun.

 (*Dominus Iesus) 

http://www.vatican.va/roman_curia/congregations/cfaith/documents/rc_con_cfaith_doc_20000806_dominus-iesus_en.html


koddostu facebook koddostu google+ koddostu twitter
Paylaş
Uyarı
Blogda yazılan herşey gerçeklere dayalı kurgu teorilerdir. Telif hakkı içermez. Dilediğiniz gibi kopyalayabilir, kaynak göstermeden kullanabilirsiniz.

@nushirevan